WhatsApp Image 2021-06-30 at 12.01.51 (1)

Destekli İstihdam ve İş Koçluğu

Destekli İstihdam Nedir?

Özel gereksinimli bireylerin destekli istihdam modeli ile  hayatına katılımını ve çalışma ortamında sürekliliğini sağlamak için hazırlanmış bir eğitim ve destek programıdır.

Programın amacı bireylerin toplumda eşit haklar ile bağımsız çalışabilmeleri için açık iş gücü piyasasına uygun bir destekli istihdam gücü oluşturabilmektir.

Hedefimiz:

Bu programın kurumumuzda olması ve gelişmesiyle birlikte,  toplumumuzun en hassas noktalarından olan ailelerimizin ve bireylerimizin geleceğine ışık, topluma ise güçlü bir çalışan kazandırmayı hedeflemektedir.

İş koçu destekli istihdam modelinin bölgemizde Kahramanmaraş’ın bir ilk olmasının gururu ve heyecanı ile birlikte, birçok özel gereksinimli gencimiz için tohumlarımızı dikmeyi hedefliyoruz.

Bu Toplum Bizim, Bu İş Benim diyorsanız sizi de kurumumuza bekliyoruz J

BU TOPLUM BİZİM, BU İŞ BENİM:

ÇALIŞAN BAĞIMSIZ BİREYLER: Destekli İstihdam İş koçluğu

Çalışmak, para kazanmak ve hayatını kimseye muhtaç olmadan devam ettirmenin önemi biliyoruz. Bununla birlikte kendisinin var olduğunu hissetmek, üretmek ve bir topluma ait olmak gibi yaşamsal ihtiyaçlara da hizmet etmektedir.

Özel gereksinimli bireylerimizi ve ailelerini bu süreçte eğitiyor ve iş hayatına hazırlıyoruz. İş verenleri ve çalışanlarını özel gereksinimli bireylerle çalışma konusunda eğitiyor ve süreç boyunca ihtiyaç duydukları tüm desteği sağlıyoruz.

Akademik alanda ilerleme sağlayabilen bireyler olduğu gibi yetenekleri ve kapasiteleri fark edilmemiş imkan verilmemiş bir çok birey bulunmaktadır. Eğitim ve öğretme yöntemlerinin önemi üzerinde durulduğunda doğru yöntem ve iyi bir iş analizi ile özel gereksinimli bireylerde hayatın her alanında aktif iş gücü piyasasına katılım sağlayabileceğini biliyoruz.

Neden Olmasın ??

Belki bir oyuncak mağazasında reyon görevlisi, bir markette kasa elemanı, bir restoranda servis elemanı ya da bir otelde karşılama görevlisi..

Neden İŞ KOÇU İLE ÇALIŞMALISIN?

-Anlaşmazlıkların çözülmesi

-Sorunlara hızlı Müdahale

– İhtiyaçların tespiti

– Sürdürülebilir istihdam

WhatsApp Image 2021-12-26 at 19.56.16

DOWN SENDROMU NEDİR?

DOWN SENDROMU NEDİR?

Down sendromu, genetik bir farklılık, bir kromozom anomalisidir. En basit anlatımı ile sıradan bir insan vücudunda bulunan kromozom sayısı 46 iken Down sendromlu bireylerde bu sayı üç adet 21. kromozom olması nedeniyle 47 olmaktadır. Down sendromu tedavi edilmesi gereken bir hastalık değil, genetik bir farklılıktır. Hücre bölünmesi sırasında yanlış bölünme sonucu 21. kromozom çiftinde fazladan bir kromozom yer alması ile meydana gelir. Down sendromuna sebep olduğu bilinen tek etmen hamilelik yaşıdır, 35 yaşüstü hamileliklerde risk artar. Ancak genel olarak genç kadınlar daha fazla bebek sahibi olduğundan Down sendromlu çocukların %75-80’i genç annelerin bebekleridir. Ülke, milliyet, sosyo-ekonomik statü farkı yoktur. Ortalama her 800 doğumda bir görülür. Tüm dünyada 6 milyon civarında Down sendromlu birey yaşamaktadır. Türkiye’de tam bir veri yok ama yaklaşık 70.000 Down sendromlu kişi olduğu tahmin ediliyor. Hafif veya orta seviye zihinsel ve fiziksel gelişim geriliğine sebep olur.

47 KROMOZOM NASIL OLUR?

İnsan vücudunu oluşturan kromozomların 23 tanesi anneden, 23 tanesi ise babadan gelmektedir. Down sendromunda  21. kromozom 2 değil 3 adet olmaktadır (Bu sebepten dolayı Down sendromu Trisomy 21 diye de bilinmektedir). Bunun sonucu olarak toplam kromozom sayısı 46 değil 47 olmaktadır.

DEĞİŞİK TİPLERİ VAR MI?

3 tip Down sendromu vardır.

1-Trisomy 21: Down sendromlu nüfusunun %90-%95’ini oluşturan standart tiptir. Bu tipte fazladan bir adet 21.kromozom yumurta veya sperm hücresinden gelmekte veya döllenmenin daha ilk aşamalarındaki bir noktada yanlış bölünme nedeniyle (yani kromozomlar bölünürken birbirine yapışık kalması ve bu yapışıklığın bir taraftan 2 diğer taraftan da 1 kromozom gelmesine yol açması nedeniyle) yeni hücreler 3’er adet kromozom ile toplam 47 kromozom olarak oluşurlar.

2- Translokasyon: Down sendromlu nüfusunun %3-%5’ini oluşturan tiptir. Bu tipte 21.kromozomun bir parçası koparak başka bir kromozoma (örn. 14.kromozom gibi) yapışmaktadır. Birey adet olarak 46 kromozoma sahiptir ama genetik bilgi olarak 47 kromozom bilgisi vardır. Burada da 21.kromozom 3 adet olduğundan birey standart tipteki aynı özellikleri gösterir. Down sendromunun diğer tipleri kalıtımsal değildir. Yalnız translokasyon tipte ebeveynlerden bir tanesinin taşıyıcı olması durumunda Down sendromu kalıtımsal olmaktadır. Bu oran %33’dür. Eğer taşıyıcı anne ise translokasyon Down sendromlu çocuk doğurma olasılığı %20, taşıyıcı baba ise %5-%2 arasındadır. Translokasyon tipte ileriki doğumlardaki risklerin bilinmesi açısından genetik danışmanlık daha önemli olmaktadır.

3- Mozaik: Down sendromlu nüfusunun %2-%5’ini oluşturan tiptir: Bu tipte bazı hücreler 46 kromozom taşırken bazıları 47 kromozom taşımaktadır. Yanlış bölünme döllenmenin ileri aşamalarında gerçekleştiğinde bir hat 46 kromozom diğer hat ise 47 kromozom olarak devam eder ve mozaik bir yapı oluşturur.

ÖZELLİKLER NELERDİR?

Down sendromlularda görülen bazı fiziksel özellikler çekik küçük gözler, basık burun, kısa parmaklar, kıvrık serçe parmak, kalın ense, avuç içindeki tek çizgi, ayak baş parmağının diğer parmaklardan daha açık olmasıdır. Bu özelliklerin hepsi veya birkaçı görülebilir.

Down sendromlu bebekler istisnalar olmakla beraber yaşıtlarından daha yavaş büyürler. Zihinsel gelişimleri geriden gelmektedir. Bu gerilik yaş büyüdükçe daha belirgin olarak gözükmekte, ancak uygun eğitim programları ile Down sendromlu çocuklar pek çok başarıya imza atmakta ve toplum hayatı içinde anlamlı hayatlar kurabilmektedirler. Burada düzenli ve disiplinli bir eğitim programı ve bol tekrar en önemli faktördür.

Down sendromlu bireyler genel olarak yaşıtlarından daha kısa boylu olurlar ve metabolizmalarının yavaş çalışması nedeni ile doğru beslenme alışkanlığı edinmezlerse ileri yaşlarda kilo problemi yaşayabilirler.

Farklı derecelerde olmak üzere kas gevşekliği (Hipotoni) nedeni ile fizyoterapi desteğine ihtiyaç duyarlar. Bebeğiniz doğar doğmaz biz fizyoterapist ile görüşerek bilgi almanız ve ileriye dönük bir destek programı hazırlamız çok önemlidir. Hipotoninin az veya fazla olmasına göre bazı bebekler uzun süre başlarını bile tutmakta zorlanabilirler ancak fizyoterapi desteği ile gelişim basamaklarını kendi hızlarında tamamlar.

Down sendromlu bireyler bazı rahatsızlıklara daha yatkın olabilmektedirler. Bu yüzden sağlık kontrollerinin aksatılmadan ve zamanında yapılması, doğru sağlık danışmanlığının alınması hayati önem taşımaktadır. Lütfen Sağlık Kontrol Listesine bakınız.

ZİHİNSEL GERİLİĞİN DERECELERİ VAR MIDIR?

Her çocuk gibi Down sendromlu çocuklar da farklı zeka seviyesine, yetenek ve kişiliğe sahiptirler. Burada kilit nokta çocuğunuzun kapasitesini maksimum düzeyde kullanabilmesi için zamanında ve doğru desteği alabilmesidir. Erken eğitim programları, fizyoterapi, dil terapisi, alternatif terapiler, oyun grupları gibi seçenekler aileler tarafından iyice değerlendirilmeli ve doğru kaynaklara ulaşılarak karar verilmelidir.

ÇOCUĞUM İLERDE NELER YAPABİLİR?

Eskiden okuyamaz bile denilen bu bireyler artık lise, hatta üniversite bitirebilmekte, ikinci bir dil öğrenebilmekte, çalışabilmekte, bağımsız veya yarı bağımsız hayatlar sürebilmektedirler. Bu yüzden hayallerimize sınır koymamalıyız. Bir yandan hayallerimiz sınırsız da olsa çocuğumuzu doğru değerlendirerek ayakları yere basan, gerçekçi gelecek planları yapmanın onun mutluluğunun anahtarı olduğunu da unutmamalıyız.

HER ZAMAN MUTLU OLDUKLARI DOĞRU MU?

Zihinsel engelli olmak duygusal engelli olmak demek değildir. Down sendromlu bebekler her şeyden önce bebeklerdir. Beslenme, temizlenme, sevilme ihtiyacı duyan, acıkınca, sıkılınca ağlayan, kızan, küsen, gülen, geceleri sizi uyutmayan bebekler olacak. Down sendromlu gençler de cinsel kimlikleri bulunan, ergenlik bunalımı yaşayan, aşık olan, kalbi kırılan, kardeşi ile kavga eden, kapıları vurup bangır bangır müzik dinleyen, gülen, dans eden gençlerdir. Bizler gibi onlar da tüm duyguları yaşarlar.

dil

DOWN SENDROMU VE DİL GELİŞİMİ


Konuşma oldukça kompleks ve koordine bir beceridir. Konuşurken 100 tane kasımızı kullanır ve bu kasları birlikte çalıştırırız. Bebekler konuşma için gerekli olan kaslarını çalıştırmayı hayatlarının ilk yıllarında emme, içme ve çiğneme yolu ile öğrenirler. Down Sendromu olan bebekler için bütün vücutlarındaki gevşek kasları harekete geçirmeleri ve çalıştırmaları diğer sıradan gelişimi olan bebeklere göre daha uzun zaman almaktadır. Çünkü zayıf kas tonusu (hipotoni), bebeğin yürümesini, anne sütünü emmesini ve konuşmasını geciktirir.

Aslında Down sendromlu bebekler ve çocuklar çok güzel iletişim kurar ve jestlerle, yüz ifadeleri ile istediklerini anlatırlar. Fakat konuşma becerileri özellikle geç gelişir. Genelde anlaşılır kelimeler 2 buçuk yaşından sonra çıkar ama bu zamana kadar çocuk zaten beden jestleri ile yarım yarım söylediği heceler ile kendisini ifade edecektir. Çocuğun beden dilini anlamazlıktan gelmek bu yaşlarda doğru değildir çünkü iletişim çabasından vazgeçmesine sebep olabilir. Onun yerine Konuşma ve Dil Bozukluğu Uzmanlarının verdiği alıştırmaları yapmak, hafızalarını kuvvetlendirmek için işaret dili ve resimler kullanmak yararlı olacaktır. Her Down sendromlu çocuğun mutlaka Konuşma ve Dil Terapisi alması zorunludur. Bu terapi çocuk doğduğundan başlar ve gerek görüldükçe hayatı boyunca devam eder. Bunun planlaması aile ve konuşma uzmanı tarafından yapılacaktır.

Down sendromlu çocuğa olabildiğince çabuk konuşmayı öğretmek amaçtır. Çünkü çocuk 5 veya 6 yaşlarına geldiğinde en az 400 kelime bilmesi daha sonra cümle kurabilmesi için gereklidir. Aynı zamanda Down sendromlu çocuklara özellikle konuşmalarını kolaylaştırmak için işaret dili öğretilir. Bu işaretler çok basit Türk İşaret Dili veya yabancı kaynaklı işaret dillerinden Konuşma Uzmanınızın düzenleyeceği işaretlerdir. İşaret dili çocuğun 50-100 kelimesini söylemeye geçişinde araçtır. Çocuk konuşmaya başladığında işaretleri bırakacaktır.

Down sendromlu çocuklar konuşmayı görsel öğrenen çocuklardır. Bu yüzden 1 yaşından itibaren çocuğunuza nesne resimleri gösterip bunların isimlerini söylemeye başlayabilirsiniz. Bu onun hem hafızasını güçlendirecek hem de kelime anlama ve ifade etmesini arttıracaktır.

İşitmesini her sene ölçtürmelisiniz çünkü hafif bir orta kulak iltihabı bile çocuğun dinleme becerisini etkiler ve sesleri duymasını geciktirir.

Çocuğunuzla konuşurken karşılık vermesi için ona zaman tanıyın.

Talepkar bir çocuk olmayabilir. Siz onu ses oyunları yaparak çevrenizdeki, sesleri ona tanıtarak duyarlılık geliştirmesini sağlayabilirsiniz.
Doğumdan itibaren başlayan ve en hızlı olarak 0-6 yaş arasında yapılan konuşma ve dil terapisi egzersiz ve ödevlerine bütün aile üyelerinin katılmaları gerekmektedir. Bu yüzden ister özel eğitim uzmanınız isterse konuşma uzmanınız olsun, aile ile birlikte çalışıp yaptıklarını sizlerle paylaşacak ve evde tekrarlarını isteyecektir. Böylece çalışmalar daha kalıcı hale getirilmektedir.

IMG-20210829-WA0024

DUYU BÜTÜNLEME TERAPİSİ NEDİR?

Dünyayı nasıl algıladığımıza ve nasıl davranacağımıza duyu bütünleme sürecimizin ardından karar veririz. Duyu bütünleme terapisi 1960 lı yıllarda Amerikalı doktor J.Ayres tarafından, University of Southern California ‘da yapılan araştırma ve çalışmaların ardından uygulamaya konulmuş, devam eden süreçte tün dünyada, çocuklar için, birçok problemin çözümünde oldukça önemli bir terapi yöntemi olarak uygulanmaya başlanmıştır.

Duyu bütünleme terapisinde, çocukların yaşadıkları duyusal tecrübelerin nörofizyolojik adaptasyonu ve çocuğun duruma uygun adaptif cevap açığa çıkarması sağlanır. Bu sayede terapinin etkisi, çocuğun çevresiyle olan sosyal, duygusal ve fiziksel etkileşimine pozitif yansır. Terapide kişinin vücudu ve çevresinden aldığı duyu bilgileri beyinde bilginin kavranması, yorumlanması ve bütünleştirilmesi işlemlerinden geçerek, ortaya çıkan duysal bilginin kullanılarak organize bir cevap açığa çıkarılması sağlanır. Böylece çocuk dış dünyadan gelen duyu bilgilerine adapte olur.

Aşağıda gördüğünüz resim öğrenmenin basamaklarını göstermektedir. Yaşamın ilk yıllarında duyularımız aracılığı ile aldığımız bilgileri işlemleyerek zaman içerisinde üst basamakları tamamlarız. Akademik öğrenmeye, günlük yaşam aktivitelerinde bağımsız olmaya, dikkat becerilerini düzenlemeye, fiziksel hareketlerdeki becerilere ve davranışların kontrol edilmesine doğru giden gelişim piramidini bir ev gibi düşünürsek,

duyusal sistemlerimiz evimizin temelini oluşturur. Duyusal sistem geliştirildiğinde, otomatik olarak üst kısımlardaki basamaklar da gelişir.

Normal Duyusal Sistemimiz 7 bölümden oluşmaktadır;


Vestibuler Duyu (Hereket ve denge): İç kulakta yer alır. Yer çekimiyle bağlantılı olarak, vücudumuzun alan içerisinde nerede olduğunu, hızını, yönünü ve hareketini algılamamızı sağlar, bize bununla ilgili bilgi verir. Bu sistem vücudumuzu dengede tutmak ve vücudumuzun postürünü korumak için temeldir.


Proprioseptif Duyu (Vücut farkındalığı): Kaslarda ve eklemlerde yer alır ve vücudumuzun nerede olduğunu söyler. Bununla birlikte vücut parçalarının nerede olduğu ve nasıl hareket ettiklerine ilişkin bilgi verir.


Tat Duyusu: Dildeki kimyasal alıcılar tarafından işlenir. Tatlı, ekşi, acı ve tuzlu gibi farklı tatları algılamamız sağlar.


Koku Duyusu: Burundaki kimyasal alıcıların işlemesiyle yakın çevremizdeki kokular hakkında bilgi verir.

Taktil Duyu (Dokunma): Deride bulunur, vücudun en büyük organıdır. Dokunma, basınç ve ağrı seviyesiyle ilişkilidir ve bu suretle ısıyı (sıcak ve soğuğu) ayırt etmemize yardımcı olur. Dokunma sosyal gelişimin önemli bir parçasıdır. İçinde olduğumuz çevreyi ölçüp değerlendirmemize yardımcı olur ve buna uygun tepkiler geliştirmemizi sağlar.


Görme Duyusu: Gözün retina kısmında yer alır ve ışık ile aktif hale gelir. Görme duyumuz nesneleri, insanları, renkleri, zıtlıkları ve uzamsal sınırları tanımamıza yardımcı olur.


İşitme Duyusu: Havadaki ses dalgalarının, dış kulak yolu ile toplanarak, iç kulaktaki reseptörleri uyarması sonucu çevremizdeki sesleri algılar ve beyin sapında anlamlandırılır.
Dünyayı nasıl algıladığımıza, algıladığımız bu bilgileri nasıl kullanacağımıza ve kullanırken nasıl davranacağımıza duyu bütünleme sürecimiz sonunda karar veririz.

Duyu bütünleme;

  • Çevreden gelen uyaranların duyusal organlarımız tarafından algılanması
  • Merkezi sinir sisteminde bu bilgilerin işlemlenmesi
  • Bu bilgilere uygun bir cevabın oluşturulması
  • Bu cevabın (fiziksel, sosyal, akademik ya da psikolojik cevap) harekete geçirilmesi

Aşamalarının tamamıdır.

Bu sebeple duyu bütünleme fiziksel, sosyal, psikolojik ve akademik gelişimin en önemli parçasıdır. Fiziksel bir aktivite ile sonuçlanan duyu bütünleme sürecine ait aşağıda verilen örneklerden yola çıkarak, benzer şekilde çocuğunuzun, duyu bütünleme sürecinde bir sorun olduğunda; vermesi gereken duygusal, iletişime yönelik ya da öğrenme ile ilgili olan bir cevabı da ayarlamakta sorun yaşıyor olabileceğini unutmayınız.

Duyu bütünleme süreci 5 basamaktan oluşmaktadır;

Örneğin fiziksel-motor gelişimin duyusal bütünleme sürecinde;

  1.  Duyusal Kayıt: ‘Kolum bir yere dokunuyor’
  2.  Konumlama ve dikkat: ‘Dokunduğum yer çok sıcak’
  3.  Yorum: ‘ Kolum yanabilir’
  4.  Cevabın organizasyonu: ‘ Kolumu çekmem gerekir’
  5.  Cevabın uygulanması: Kolunu çeker şeklinde sıralanır.

Herhangi bir aktiviteyi gerçekleştirecek çocuk; ne, nerede, ne kadar uzakta, ne hızda, ne yönde, sabit mi, hareketli mi gibi soruların cevabını bilmek zorundadır. Bu sorunların herhangi birini cevaplamasına engel olacak duyu bütünleme bozukluğu çocuğun aktiviteyi gerçekleştirmesini engeller ya da zorlaştırır.

Örneğin; çocuğunuza ‘’Çoraplarını giy ‘’ dediğinizde onun bunu yapmakta zorlanması size anlaşılmaz geliyor olabilir. Aslında sizin için yapması çok kolay olan bir eylem onun için ne kadar karmaşık bir bakalım; Çocuğunuzun bu isteğinizi yerine getirmek için;  

  • Dikkatini size vermesi ve söylediğiniz şeyi duyması,
  • Etrafta olan biten şeylerden dikkatini ayırması,
  • Ondan ne istediğinizi doğru anlaması,
  • Odada, çok sayıdaki obje veya eşya içinden çorapları ayırt ederek görmesi,
  • Onları giymeye nasıl başlayacağıyla ilgini plan yapması,
  • Vücudunun pozisyonunu ayarlaması,
  • Doğru zamanda kasılıp gevşemeler yaparak çoraba uzanması,
  • Çorabı tutabilmek için parmaklarını iyi kullanması
  • Gücünü iyi ayarlayıp çok sıkı ya da çok gevşek tutmaması,
  • Ellerinin içindeki çorabı ve çorap giydirilen ayağını iyi hissetmesi,
  • Motor planlama yaparak doğru bir şekilde çorabını giymesi gerekiyor.

Bunlar ona ne yapması gerektiğini sizin söylediğiniz durumlarda beyninde gerçekleşmesi gereken işlemlerden sadece bir kısmı. Peki ya siz ona sadece birazdan birlikte dışarı çıkacağınızı söyleseydiniz ve ne yapması gerektiğini onun bulmasını bekleseydiniz? İşte bu onun için çok daha karmaşık bir hal alabilirdi.

Duyu bütünleme süreci bazen çevresel koşullar ya da genetik faktörlerden dolayı doğru ve olması gerektiği düzende işlemediğinde ‘duyu bütünleme bozukluğu’ olarak adlandırılan durum ortaya çıkmaktadır.

Duyu Bütünleme Bozukluğu; Normal olarak algılanması gereken duyusal uyaranlara normalin üzerinde ya da normalin altında cevap vermek veya duyusal uyaran arayışı içinde olmakla gözlemlenen duyusal modülasyon problemi, Duyusal uyaranları ayırt etme sorunu olarak gözlemlenen duyusal diskriminasyon problemi, ve duyusal sorunlardan kaynaklanan fiziksel-motor planlama ve koordinasyon problemleri olarak gözlemlenebilirler. Duyu bütünleme problemi olan çocuklarda görülebilecek özellikler;

Normal duyusal süreçte; kişi kendi vücudundan ve çevreden gelen uyarıları doğru bir şekilde algılar ve uygun bir davranış ya da motor hareket açığa çıkarır. Yani duyusal modulasyon, diskriminasyon ve motor planlamayla koordinasyon aşamalarında herhangi bir tıkanma yaşanmaz.
Fakat, duyusal bütünleme sürecinde sorun olan çocuklar, gelişim basamaklarında sorun yaşayabiliyorlar. Bu aşamada duyu bütünleme terapisi, hayatlarına tamamen oyunlarla süslenmiş ve eğlenceli hale getirilmiş özel yöntemlerle girerek sorunlarına çözüm oluyor.

Down Sendromunda Duyu Bütünleme Terapisi’nin Kullanılabileceği Alanlar

Postural-Fiziksel Problemler

  •  Düşük kas tonusuna sahiptirler. Bu sebeple yerçekimine karşı hareketlerde zorlanırlar.
  •  Hipermobilite mevcuttur.
  •  Yüzüstü pozisyona toleransları genellikle azdır.
  •  Gövde rotasyonunu tercih etmezler.
  •  Emekleme yerine popo üstünde ilerleme, dönme, geri geri sürünme, iki bacağı zıplama tarzında aynı anda çekerek emekleme, elleri ve dizleri kaldırmadan yerde sürüyerek   emekleme gözlenebilir.
  •  Ritim gerektiren aktivitelerde zorlanırlar
  •  Dizlerini hiperekstansiyona alırlar. Ayağa kalkarken Gowers belirtisi gösterirler. Ayı duruşu ve yürüyüşü gözlenir.
  •  Eller genellikle geniş, parmaklar ise kısa ve tombuldur. Serçe parmaklar genellikle elin içine doğru kıvrımlıdır. Bu sebeple kaba motor (Ör: Bir eliyle top yakalama) ve ince     motor becerilerde (Ör: Cımbız yakalama) problem yaşamaktadırlar.
  •  Ayak başparmağı ile ikinci parmak arasında normalden daha geniş bir açıklık olması denge problemlerine yol açmaktadır.

Sosyal-Davranışsal Problemler

  • Küçük ağızda oyuklar,dar yüksek kavisli damak, düzensiz diş yapısı, büyük dil, dudak,dil ve çene kaslarının güçsüz olması, şişen lenf bezleri ya da bademcikler ya da alerji/soğuk algınlığının tekrarlamasından dolayı ağızdan nefes alma eğiliminin fazla olması nedeni ile konuşma sorunları yaşarlar.
  • Saç çekme, vurma, ısırma gibi agresif davranışlar gözlenebilir.
  • Ortaklaşa dikkatin ve nesne takibinin gelişmesi için ilk aylarda ışıklı ve sesli oyuncaklar tercih edilir.
  • İnat, ağlama krizleri gibi regulasyon sorunları
  • İletişim sorunları

Öğrenme Problemleri

  • Akademik gelişim
  • Uzun süreli dikkat
  • Öğrenme problemleri
  • Günlük yaşam aktivitelerinde sorun
  • Planlama ve problem çözme becerilerinde desteğe ihtiyaç duyarlar

Ebru Albayrak Sidar
Physical Therapist
The University of Southern California-WPS Sensory İntegration Certified-
SIPT Certified

https://www.downturkiye.org/duyu-butunleme-terapisi-nedir